Hicri : 2 Muharrem 1436 , Miladi: 25 Ekim 2014
24 Mayıs 2012 - 17.Numaralı Mektup

 

 

اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذِي وَهَبَ لَنَا الْمَوَاهِبَ فِي لَيْلَةِ الرَّغَائِبِ، وَالصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ الَّذِي وَهَبَهُ اللّٰهُ لَنَا فِي لَيْلَةِ الرَّغَائِبِ، وَعَلٰى أٰلِهِ وَصَحْبِهِ الَّذِينَ كَانُوا يَرْغُبُونَ فِي الْأَعْمَالِ الرَّغَائِبِ

Bizleri bu mübarek Receb-i Şerif’in ilk cuma gecesine kavuşturan Rabbimize hamd-ü senâlar olsun, ne büyük heceye kavuşmuş bulunuyoruz, benim bu mübarek aylara ve gecelere ne kadar önem verdiğimi bilirsiniz, takdîr-i Hüdâ ben bu mübarek gecelerde hapishanedeyim.

Elbet Rabbim bana bunu boşuna yapmamıştır, günahlarımı silmek için yapmıştır, Mevlânâ (Kuddise Sirruhû): “Sopayla kilime vuranın gayesi, kilimi dövmek değil, kilimin tozunu almaktır, Allâh-u Te‛âlâsana sıkıntı vermekle senin tozunu kirini alır” buyuruyor. Yine o Yüce Mevlânâ: “Üzülme, istediğin bir şey olmuyorsa ya daha iyisi olacağı için ya da gerçekten olmaması gerektiği için olmuyordur. Taş taşlıktan geçmedikçe parmaklara yüzük olmaz, yüzük olmak dileyen taş ezilmeyi yontulmayı göze almalıdır” buyurarak bizim gibi dertlileri teselli buyurmaktadır.

Evet, şu anda ben hapishanedeyim. Mühim olan nerede olduğumuz değil ne halde olduğumuz yani Rabbimizin bizden razı olup olmadığı, sarayda olsan da Rabbin senden razı olmasa ne faydası var?! Ama hapishanede olsan da Rabbin Senden razı olsa ne zararı var?!

Bütün mesele rızayı kazanmak, bunun da yolu kulun Rabbinden razı olması yani O’nun hükümlerine, emir ve yasaklarına, kaza ve kaderlerine, nimet ve belalarına razı gelmesidir. Zaten razı gelmesen de senin istediğin olacak değil, yine O’nun isteği olacak, madem razı ol da hem derdin azalsın hem de rıza kazanasın.

Nitekim bir hadîs-i şerifte:

«مَنْ أٰمَنَ بِالْقَدَرِ أَمِنَ مِنَ الْكَدَرِ.»

“Kadere iman eden kederden emin olur”buyruluyor.

Bir hadîs-i kudsîde:

«عَبْدِيتُرِيدُ وَأُرِيدُ فَإِنْ رَضِيتَ بِمَا أُرِيدُ كَفَيْتُكَ مَا تُرِيدُ، فَإِنْ لَمْ تَرْضَ بِمَا أُرِيدُ أَتْعَبْتُكَ فِيمَا تَرِيدُ ثُمَّ لَا يَكُونُ إِلَّا مَا أُرِيدُ.»

“Kulum! Sen bir şey istersin, ben bir şey isterim, eğer sen Benim istediğime rıza gösterirsen Ben de senin istediğine kâfî gelirim ama eğer sen Benim muradıma rıza göstermezsen, Ben seni istediğin şeyler(i elde etme gayretleri içerisin)de yorarım ama sonra yine ancak Benim istediğim meydana gelir”(İmâm-ı Ğazâlî, el-İhyâ, 6/433)buyuruyor.

Rabbim şu kavuşacağımız Reğâib Gecesi hürmetine bizleri rıza makamına kavuşmayı nasip eylesin. Âmîn! Tabi ki bizim başımıza gelenden razı olmamız bize bu oyunu tertipleyenlerden razı olmamız anlamına gelmez, onlara bedduamız haktır ve er geç yerini bulacaktır, hatta bu oyunun içinde olmayıp da nemelâzımcılık yapanlar bile bundan nasiplerini alacak ve mülk-ü devletleri kısa zaman içinde çatırdayacaktır.

Zira Yahya Efendi Hazretleri’nin beyân-ı vechile nemelâzımcılık devletleri çökertir. Nitekim nakledildiğine göre; Osmanlı’nın muhteşem zamanlarında bir gün Kânunî Sultan Süleyman devletin akıbetini düşünür; günün birinde Osmanoğulları da inişe geçer, çökmeye yüz tutar mı diye.

Bu gibi soruları çoğu zaman süt kardeşi meşhur âlim Yahya Efendi’ye sorduğundan, bunu da sormaya niyet eder. Güzel bir hatla yazdığı mektubu Yahya Efendi’ye gönderir.

Mektupta: “Sen ilâhi sırlara vakıfsın. Kerem eyle de bizi aydınlat. Bir devlet hangi halde çöker? Osmanoğulları’nın akıbeti nasıl olur? Bir gün olur da izmihlâle uğrar mı?” diye yazılıdır. Mektubu okuyan Yahya Efendi’nin cevabı çok kısa ve şaşırtıcıdır: “Neme lâzım be sultanım!”

Topkapı Sarayı’nda bu cevabı hayretle okuyan Sultan bir mana veremez. Yahya Efendi gibi bir zat nasıl böyle bir cevap verebilir?! Söylenmeye başlar: “Acaba bilmediğimiz bir mana mı vardır bu cevapta?” Nihayet kalkar ve Yahya Efendi’nin Beşiktaş’taki dergâhına gelir. Der ki: “Ne olur mektubuma cevap ver. Bizi geçiştirme, soruyu ciddiye al!”

Yahya Efendi şöyle bir bakar: “Sultanım sizin sorunuzu ciddiye almamak kābil mi?! Ben sorunuzun üzerine iyice düşündüm ve kanaatimi de açıkça arz ettim.

Kânunî: “İyi ama bu cevaptan bir şey anlamadım. Sadece ‘Neme lazım be sultanım!’ demişsiniz. Sanki beni böyle işlere karıştırma der gibi bir anlam çıkarıyorum.”

Yahya Efendi bu cevaptan sonra şu müthiş açıklamasını yapar: “Sultanım! Bir devlette zulüm yayılsa, haksızlık şâyi olsa, işitenler de neme lazım deyip uzaklaşsalar, sonra koyunları kurtlar değil de çobanlar yese, bilenler bunu söylemeyip sussa, fakirlerin, muhtaçların, yoksulların, kimsesizlerin feryadı göklere çıksa da bunu da taşlardan başkası işitmese, işte o zaman devletin sonu görünür. Böyle durumlardan sonra devletin hazinesi boşalır, halkın itimat ve hürmeti sarsılır. Âsâyişe itaat hissi gider, halkta hürmet duygusu yok olur. Çöküş ve izmihlâl de böylece mukadder hale gelir!”

Bunları dinlerken ağlamaya başlayan koca sultan, söyleneni başını sallayarak tasdik eder, sonra da kendisini böyle ikaz eden bir âlim olduğu için Allâh’a şükreder, bu türlü ikazlardan geri kalmaması için tembihte bulunarak oradan ayrılır.

Sultan Süleyman, Yahya Efendi’nin uyarısının önemini anladığından dolayı doğru yoldan sapmamak için bu ikazlara devam etmesini ondan ister.

Bu mektup Topkapı Sarayı’nda sergi halindedir.

Siz cemaatime çok teşekkür ediyorum, gerçekten bu fakire sahip çıkıyorsunuz. Ne gençler geliyor, Efendi Hazretlerimiz’in Iğdır vekili Necmeddin Hoca Efendi, üç küçük çocuğuyla gelmiş, ben orayı 20 dakikalığına da olsa ziyaret etmiştim ve onun hânesinde sohbet etmiştim, o da orada Şî‛îlerle uğraşıyor, onu tehdit ediyorlar fakat o sebat ediyor. Benim ardımdan Doğu Beyazıt dahil oralarda 3-4 tane medrese açıldığını, oraya gidişimin çok bereketini gördüklerini, anlattı.

Gazi mahallesinden Muhammed Savaş Hoca Efendi, Arnavutköy’den Salim ve Bilal Hoca efendiler, Ümraniye’den İsmail Cevdet Hoca Efendi, Sultangazi’den Hasan Hüseyin Hoca Efendi, Beşyüzevler’deki Hikmet Nur Derneği’nden Enver Niyazi Hoca Efendi ve daha birçok hoca efendiler, yüzlerce kız, erkek talebelerinden, binlerce cemaatlerinden dualar, selamlar destekler getirdiler ve mahkemeye gelmek için hazırlıklardan bahsettiler.

Gelen hoca efendilerin çoğu Ahmed İslamoğlu ve Mustafa Ekinci Hoca efendilerin talebeleri yani ilim nesebinde benim torunlarım mesabesindeler, üzerlerinde hakkım olan onlarca hoca efendi var ama bu iki hoca efendinin Efendi Hazretleri’ne itikat ve teslimiyetleri çok fazla olduğundan, bu hal doğal olarak talebelerinde de zahir oluyor. Rabbim nazarlardan, şerlerden muhafaza buyursun. Âmîn! Çocuklarınızı özellikle bu iki hoca efendiye bağlı medreselere gönderin ki Efendi Hazretleri’ne tam bir teslimiyet üzere yetiştirilsinler.

Özellikle Enver Niyazi Hoca Efendi, Doğu Türkistan asıllı, tipi Abdülmetin Hoca gibi ama huyu farklı, yani Metin Hoca ne kadar hareketli ise o da o derece sakin, huzur üzere duruşu bende büyük bir iz bıraktı. Sonra çok talebelerini gönderdi, bana bir şey konuşmamıştı, sonra sohbetinde “Hoca, namus demektir, Cübbeli Hoca’nın yeri farklıdır, çok hoca var ama bu hizmetler için Efendi Hazretleri onu seçti, onun aleyhine konuşmayı kendi namusunuza konuşulmuştan ziyade tehlikeleri görüp ve engellemeye çalışın, Doğu Türkistan’da hocalar cemaate ‘Bize destek olun, yardım edin’ dediler, halk nemelazımcılık etti, sonra babam rüyasında siyah köpeklerin Doğu Türkistan’a saldırdığını gördü, ertesi gün Çin gavuru Doğu Türkistan’ı işgal etti. Onun için Cübbeli Hocamız’a çok yardımcı olalım” diye anlattığını talebeleri bana nakletti.

Hepsi Efendi Hazretlerimiz’in bereketleri, mâşâallâh ne insanlar yetiştirmiş, ne kadar Müslümanı yola koymuş, seyr-i sülûk yaptırmış, Rabbine vâsıl kılmış, Efendi Hazretlerimiz’in bu asrın müceddidi olduğu, bütün bunları görünce zihnimde daha ziyade sebat buldu. Biz çocuğumuza bile laf geçiremezken yüzlerce medrese, yüz bin hatta milyonlarca talebe, ihvan ve cemaat bu garip zamanda Efendi Hazretlerimiz’in himmetiyle Ehl-i Sünnet itikadı ve ameli üzere istikamet gösterebiliyor. Rabbim Yüce Gavsımız’ı başımızdan eksik etmesin, himmetlerini üzerimizde daim eylesin, onun hakkında yanlış itikat taşıyanlardan bunların hocalarından, hacılarından hepimizi uzak eylesin, kötü etkilenmelerden muhafaza eylesin. Âmîn!

Siz bana sahip çıktınız, çıkıyorsunuz, ben sizden razıyım, bu mübarek gece hürmetine Rabbim de razı olsun ve sizi razı etsin. Âmîn! Bu dava fedakârlık ister, korkmaya, çekinmeye, malını canını esirgemeye gelmez, yoksa dinimiz de dünyamız da elimizden gider. Eğer kârlı ticaret istiyorsak malımızla canımızla cihat yani İslam’ın ve Ehl-i Sünnet’in müdâfaası uğrunda fedakârlık etmeliyiz.

Rabbimiz bizi buna teşvik etmek üzere:

﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ أٰمَنُوا هَلْ أَدُلُّكُمْ عَلَى تِجَارَةٍ تُنْجِيكُمْ مِنْ عَذَابٍ أَلِيمٍ +تُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَرَسُولِهِ وَتُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ اللّٰهِ بِأَمْوَالِكُمْ وَأَنْفُسِكُمْ ذٰلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ +يَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَيُدْخِلْكُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ وَمَسَاكِنَ طَيِّبَةً فِي جَنَّاتِ عَدْنٍ ذٰلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ +وَأُخْرٰى تُحِبُّونَهَا نَصْرٌ مِنَ اللّٰهِ وَفَتْحٌ قَرِيبٌ﴾

“Ey iman etmiş olan kimseler! Sizi çok acı verici büyük bir azaptan kurtaracak olan pek değerli bir ticareti size göstereyim mi?

Allâh’a ve Rasûlüne (hakiki manada) iman edeceksiniz, mallarınızla ve canlarınızla da Allâh yolunda cihatta bulunacaksınız. İşte size! Bu sizin için (her şeyden) daha hayırlıdır. Eğer siz (bunun size ne kadar yararlı olacağını) bilmekte olsaydınız (elbette iman ve cihadı her şeye tercih ederdiniz).

(Eğer böyle yaparsanız,) O (Allâh-u Te‛âlâ)sizin için günahlarınızı bağışlar ve sizi (köşklerinin ve ağaçlarının) altlarından sürekli ırmaklar akmakta bulunan pek değerli cennetlere ve Adn cennetlerinde bulunan çok temiz ve hoş meskenlere girdirir. İşte sana! Ancak bu pek büyük bir kurtuluştur. (İman ve cihat sayesinde) bir diğer (nimet)i (daha elde edeceksiniz) ki, siz onu sevmektesiniz; Allâh’tan büyük bir yardım ve pek yakın bir fetih!” (Saff Sûresi:10-13)buyuruyor.

İşte yardımlara ve fetihlere nâiliyet bu ticareti kesbetmeye bağlıdır. Sahabe-i kiram böyle yaptılar, her şeylerini bu uğurda feda ettiler ama ebedi kârlar kazandılar. Nitekim siyer kitaplarında zikredildiği üzere;

İslam düşmanları, Suheyb (Radıyallâhu Anh)ı da bayıltıncaya kadar döverlerdi. Bu işkenceler hicrete kadar devâm etti. Nihayet Suheyb (Radıyallâhu Anh), Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)den sonra Medîne’ye hicret etmek maksadıyla yola çıktı. Mekkeliler’den bazıları arkasından yetişerek: “Sen buraya fakir ve zayıf bir kimse olarak geldin. Aramızda bol servete kavuştun, sonunda kendinle birlikte servetini de alıp gitmek istiyorsun ha! Vallâhi buna müsâde etmeyiz” dediler.

Suheyb (Radıyallâhu Anh) hemen hayvanından yere indi. Sadağındaki okları çıkardı ve “Ey Kureyş cemaati! İyi bilirsiniz ki, ben sizin en iyi ok atanlarınızdan biriyim. Vallâhi yanımda bulunan okların hepsini üzerinize atar, bitince de kılıcımı çekerim. Bunlardan birisi elimde bulundukça bana yaklaşamazsınız. Ancak onlar elimden çıktıktan sonra bana istediğinizi yapabilirsiniz. Şimdi servetimin yerini haber verip onu size terk edersem yolumu açar, beni serbest bırakır mısınız?” dedi.

Müşrikler teklifi kabul ettiler. Bunun üzerine Suheyb (Radıyallâhu Anh)servetinin yerini onlara bildirerek yoluna devam etti. Rebîülevvel ayının ortalarında Kuba’ya varıp Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)e kavuştu.

Allâh Rasûlü (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)onu görünce tebessüm etti ve onun imanı uğruna bütün servetini feda etmesini îmâ ederek:

«يَا أَبَا يَحْيٰى! رَبِحَ الْبَيْعُ رَبِحَ الْبَيْعُ.»

“Suheyb kazandı! Suheyb kazandı! Ey Ebû Yahyâ! Satış kârlı oldu, satış kârlı oldu!” buyurdu.

Rabbim cümlemize bu dava uğrunda en çok sevilen candan, canandan, her türlü vardan, maldan geçebilecek derecede kuvvetli iman ve yakin bahşeylesin. Âmîn!

Bugün tabi oruç tuttunuz, Rabbim kabul etsin. “Receb-i şerifte ilk perşembe oruç tutanı cennete koymak Allâh-u Te‛âlâüzerine hak olur” buyruluyor. Böyle bir müjdeye nâil oldunuz.

Bugün oruç günüydü, yarın da cuma sabahıdır. Cuma günü de oruç tutarsanız, cumartesiyi de eklerseniz bu üç gün haram orucudur. Receb-i Şerîf haram aylardandır. Her kim bu üç günü yani perşembe, cuma ve cumartesiyi oruçlu geçirirse, Allâh dokuz yüz sene bir kuluna ömür verse, o dokuz yüz sene sırf ibadet yapsa başka bir şey yapmasa, işte dokuz yüz senenin ibadeti kadar Allâh-u Te‛âlâüç günde sana sevap yazar.

Hazreti Enes (Radıyallâhu Anh): “Ben bu hadis-i Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)den duymadıysam kulaklarım sağır olsun” dedi. Böyle bir rivayet var. Yarın tutarsanız, cumartesiyi de eklerseniz Allâh-u Te‛âlâda sizi dünya âhiret muradınıza erdirir inşâallâh. Günler uzun, oruç zor ama sevaplar büyük. Bir dahaki seneye yâ nasip. Seneye kadar nicelerimiz ölür ama böyle yaparsa inşâallâh mükâfatlarını görür. Siz akıllılardansınız, âhiret uyanıklarındansınız.

Şimdi bu mübarek gece evvela nedir? Cuma gecesidir değil mi?! Reğâib Gecesi, Receb-i Şerîf’in ilk cuma gecesidir. Bu cuma gecesi olmak hasebiyle zaten Kadir Gecesi’nden de üstün olduğuna dâir rivayetler var. Çünkü Kadir Gecesi’nde bile affolmayan ümmetler var. Anlatıyoruz ya şunu, şunu yapanlar affolmaz diye. Cuma gecesi için ne buyurdu Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem), Ahmed ibni Hanbel (Radıyallâhu Anh) bu hadîs-i şerîfi rivayet ediyor:

«يَغْفِرُ اللّٰهُ تَعَالٰى لَيْلَةَ الْجُمُعَةِ لِأَهْلِ الْإِسْلَامِ أَجْمَعِينَ.»

Allâh-u Te‛âlâcuma gecesi Müslüman olan kim varsa toptan affeder.”

Yine cuma gecesi hakkındaRasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)şöyle buyurdu: Cebrâîl (Aleyhisselâm)bana üç müjde verdi, size onları haber vereyim. Birincisi, her cuma gecesi Allâh-u Te‛âlâyetmiş bin tane cehennemlik kulunu cehennemden âzâd eder.İkincisi, Allâh-u Te‛âlâher cuma gecesi benim ümmetime doksan dokuz kere nazar eder.

İyi anlayın! Allâh-u Te‛âlâtecelli ediyor tecelli. Cuma gecesi yani bu mübarek gece doksan dokuz kere Allâh-u Te‛âlâbize bakacak inşâallâh. Devamlı görüyor ama bu özel bir bakıştır, bu özel bir tecellidir, bunda hususiyet var.

Üçüncüsü, Allâh-u Te‛âlâhangi ümmetime bir kere nazar buyurursa artık bir daha ona ebediyyen azap etmez.”

İşte bu müjdeler, bu gecenin cuma gecesi olması hasebiyledir.

Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)cuma gecesi olunca: Cehennemden âzâd gecesi, günahların affı mağfiret gecesi, hoş sefa geldin merhaba. Sende ibadet yapanlara müjdeler olsun. Sende günah yapanlara ise yazıklar olsun, vay onların başlarına gelecekler” buyururdu.

Bu gece bile içki içen var, bu gece bile zina eden var, bu gece bile günah işleyen var. Allâh bizi muhafaza etti elhamdülillâh. Bu hadîs-i şerîfi Taberânî rivayet ediyor.

Mükâfat arttı, bugün millet kandil diye birbirine mesaj çekiyor, Allâh hayırlı mesajlarınızı arttırsın inşâallâh. Ben anlamıyorum o işlerden, biri de mesaj çekiyor ve “Günahlarda yüzde yüz indirim, sevaplarda bin ve daha fazlası ekstra mükâfat var yalnız kampanyaya kul hakları dahil değildir” diyor. Yani kul hakları bağışlanmıyor ancak kul hakları dışında bütün günahlar bağışlanıyor.

Böyle bir gece olduğu için şimdi artış var, peki nedir o? Bu geceye kavuşmadan önce dün ölselerdi mutlaka cehenneme girmeyi ve azabı hak etmiş olan yüz bin kişiyi Allâh-u Te‛âlâcuma gecesi cehennemden âzâd eder. Şimdi tabi ki bu müjde bu geceyi arayanlara mahsus, biz de arayanlardanız elhamdülillâh. Cuma gecesi olduğundan haberi olmayanlar mahrum olacak. Reğâib Gecesi’ni bilmeyenler mahrum olacak. Kim inanırsa mutlaka muradına nâil olacak. Bu faziletleri tasdik edenlerin Allâh-u Te‛âlâmükâfatlarını ihsan buyuracak.

Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)bu mübarek gece hakkında çok faziletler beyan ediyor ve: “Cuma gecesi olduğu zaman Allâh meleklere emreder ve bütün gök kapılarını açtırır” buyuruyor.Bu gece gök kapıları açık, bu gece dualar yüzde yüz kabul. Bu gece Allâh-u Te‛âlâkullarına nazar eder,kimisini ayakta namazda görür, kimisini yatakta uyurken görür, kimisini de batakta günah işlerken görür, hepsini görür ve: “Geceyi namazda ayakta geçirenleri kıyamları kadar mükâfatlandıracağım, uyuyanlara da uykuları kadar muâmele edeceğim” buyurur.

Gecenin son vakti yaklaştığı zaman yani imsak vaktinden evvel Allâh-u Te‛âlâbir daha nazar eder, o saatte bizi de ayakta görür inşâallâh. Bir de bakar ki ayakta namazda olan var, yatıp uyuyan var, hepsini görür. Üçüncü defaki son tecellisinde: “Ey Benim meleklerim! Cimrilik şânıma yakışmaz. Ben sizi şahit tutuyorum ki ey meleklerim! Uyuyanları da kılanlara bağışladım” buyurur.

Siz şimdi “Hoca Efendi biz yatalım bâri, nasıl olsa sabaha kadar kılan dostlar var” dersiniz. Siz ne aleyhine uyanıksınız biliyor musunuz! Uyuyanlar da bağışlanacak ama tabi sabah namazına kalkacaklar. Bu müjde sabah namazına kalkanlardan bahsediyor. Sabah namazına kalkmayan nerden affolacak?! Sabah namazına kalkmayan seksen sene cehennem azabını boylar. Ama Allâh-u Te‛âlâteheccütte biraz gevşeklik edenleri öbürlerine bağışlar.

Mevlânâ (Kuddise Sirruhû)bir müridinin evine gitti, adam yataklar sermiş, has döşekler sermiş, kuş tüyünden yastıklar felan… Mevlânâ bu yatar mı?! Oturuyor ders yapıyor tabi, zikir, zikir, zikir… Adamın da arkasında beklemekten canı çıktı boynu koptu. “Efendi Hazretleri yatsa da biz de yatsak” diye düşünüyor, onun için iki de bir “Efendim çok yoruldunuz” deyip duruyor. Adam çağırdığına pişman oldu. Bu mübarekleri davet edersen sıkıntıları çekmek lazım. Onların sıkıntıları rahmettir. Sonra Mevlânâ (Kuddise Sirruhû): “Evladım biz de yatarsak bu kadar yatanlara kim şefaat edecek?!” buyurdu.

Onun için dostlar uyumuyorlar ama biz de bâri bazı geceler uyumayalım, onlar her gece uyumuyorlar. Ben öyle veliler biliyorum ki altmış sene gece uyumamıştır. Hacı Salih Efendi Hazretleri vardı, son zamanında Küçükköy’de ikamet buyururdu, Allâh rahmet etsin, Adapazarı’nda da bir Hacı Salih Efendi Hazretleri vardı, mübarek zat, yirmi-otuz gün onunla beraber gezenler bir kere yatağa girdiğini görmediler. Altmış, seksen seneyi böyle geçirmiş.

Bizim Efendi Hazretleri’ni ziyarete gelirdi, ben ona “Mübarek hiç mi uyumuyorsun?” dedim, kendisi de bana:

«ذِكْرُ جَهَنَّمَ طَيَّرَ نَوْمَ الْعَابِدِينَ.»

“Cehennemi düşünmek âbidlerin uykusunu uçurdu. O cehennem var ya uykuyu kaçırdı!” dedi.

Düşünmek lazım, bugün döşeklerde, yataklarda yatıyorsun yarın yumruk kadar topraklara yatırılacaksın, o da toprak olsa da cehennem çukuru olmasa, oraya ateş dolmasa. Yetmiş bin tane engerek yılanı mezara dolmasa, cehennemden açılan harktan yılanlar gelip o ölüyü bir dişler, bir ısırırlarsa öyle zehirli yılanlar ki dünyaya bir kere zehir kussalar dünyada ot bitmez olur. Cehennemde böyle yılanlar var. İşte adamın mezarına dolacaklar. Eee şimdi bu gecenin namazını kılsanız kötü mü yaparsınız, ileride zikredeceğim üzere bu namazın sevabı ilk gece mezarda yanınızda olacak inşâallâh.

Allâh-u Te‛âlâölünceye kadar Receb ayının ilk cuma gecesi bu namazı bize nasip eylesin, öleceğimiz sene de nasip eylesin, hangi sene öleceksek bu namazın sevabını bize ihsan eylesin. Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)bu gecenin namazı hakkında şöyle buyurmuştur:

“Her kim recebin ilk perşembesini oruçlu geçirir, sonra cuma gecesi olan o gece akşamla yatsı arasında, on iki rekat kılar, her rekatta, bir Fâtiha, üç Kadir Sûresi, on iki kere de İhlâs Sûresi okuyup her iki rekatta bir selam verirse, namazını bitirince:

«اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلٰى مُحَمَّدٍ النَّبِيِّ الْأُمِّيِّ وَعَلٰى أٰلِهِ وَسَلِّمْ.»

‘Ey Allâh! Nebiyy-i Ümmî olan Muhammed’e ve âline salât eyle’ diye yetmiş kere bana salât okur, sonra secdeye kapanarak, secdesinde:

«سُبُّوحٌ قُدُّوسٌ رَبُّ الْمَلَائِكَةِ وَالرُّوحِ.»

‘Allâh-u Te‛âlâ bütün noksan sıfatlardan son derece münezzehtir, mukaddestir. Meleklerin ve Rûhun (Cebrâil’in),Rabbidir’ diye yetmiş kere tesbihte bulunur, başını kaldırdıktan sonra, (iki secde arasında otururken) yetmiş kere:

«رَبِّ اغْفِرْ وَارْحَمْ وَتَجَاوَزْ عَمَّا تَعْلَمُ فَإِنَّكَ أَنْتَ الْعَزِيزُ الْأَعْظَمُ.»

‘Ey Rabbim! Bağışla ve acı! (Benim günahlarımla ilgili)bildiklerin(e ceza vermek)den geç. Şüphesiz ki, en ulu ve yüce olan Sensin ancak Sen’ der. Sonra ikinci secdeye vararak birinci secdede söylemiş olduğunun benzerini tekrar eder de, bitiminde Allâh-u Te‛âlâ’dan mura-dını isterse, dileği muhakkak yerine getirilir.”

Rasûlüllâh(Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)sözlerine şöyle devam etti: “Nefsim (canım, kudret)elinde olan Zât’a yemin ederim ki, erkek veya kadın herhangi bir kul bu namazı kılarsa, mutlaka Allâh-u Te‛âlâ, denizlerin köpükleri, kum taneleri, dağların ağırlığı, yağmurların damlaları ve ağaçların yaprakları kadar (fazla)olsa da, onun bütün günahlarını mağfiret eder.

Bu kişi, hane halkından (yakın akrabasından, günahkâr)yedi yüz kişi hakkında kıyâmet günü şefaatçi kılınır. Kabrindeki ilk gecesi olunca bu namazın sevâbı güleç bir yüzle kendisine gelip, keskin ve belağatlı bir dille ona: ‘Ey dostum! Sevinebilirsin, muhakkak ki her zorluktan kurtuldun’ dediğinde o: ‘Sen de kimsin? Vallâhi senden güzel yüzlü, senden tatlı dilli ve senden hoş kokulu bir şahıs görmedim’ der.

O da ona: ‘Ey sevgilim! Ben şu sene, şu ay, şu gece kılmış olduğun namazın sevabıyım. Bu gece, isteğini yerine getireyim, tek başına kaldığın şu anda sana yoldaş olayım ve vahşeti (yalnızlık hissini)senden gidereyim diye geldim. Sûr’a üfürüldüğü zaman da, kıyâmet arsalarında başının üstünde gölge olacağım, artık müjdelenebilirsin. Zira Mevlân’dan ebediyyen hiçbir hayrı kaybetmeyeceksin’ diye cevap verir.”

(Abdülkādir el-Geylânî, el-Ğunye 1/330-331; Hâfız Muhammed İbni Nâsır, Emâlî İbni’l-Husayn, Meclis no:14; Razîn ibni Mu‛âviye, Tecrîdü’s-sıhâh, İbni’s-Salâh, el-Müsâcele havle salâti’r-reğâib, sh:14-15; İbni’l-Esîr, Câmi‛u’l-usûl, no:4268, 6/154; İmâm-ı Ğazâlî, İhyâü’l-ulûm, 1/237-238; Zebîdî, İthâfu’s-sâde, 3/422-423; Ebû Abdillâh el-Hubeyşî, Kitâbu’l-Bereke, no:2856, sh:718)

Bakın ne buyurdu Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)! Receb’in ilk cuma gecesi yani bu mübarek gecede her kim bu on iki rekat namazı kılarsa Allâh-u Te‛âlâher rekatına cennette yüz tane köşk verir, vallâhi bütün dünyayı satsanız o köşkün bir tuğlasını bile satın alamazsınız. Her rekata yüz köşk, on iki rekata bin iki yüz köşk. Şu anda siz ne kadar zenginsiniz? Vallâhi serveti milyar dolarlar olandan daha zenginsiniz. Siz ne zenginisiniz biliyor musunuz şimdi,  yükü tuttunuz, inşâallâh sokakta dağıtmazsınız, torbayı deldirmezsiniz. Günahlara düşmezseniz sizin zenginliğinize denecek yok.

Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) diğer bir hadîs-i şerifte de: “Recebin ilk cuma gecesinin namazından gâfil olmayın. O gecede namaz kılana, Allâh-u Te‛âlâ ve melekleri gelecek seneye kadar salâtta bulunurlar. Arş’ın Rabb’i kime salât ederse, o kişi dünyadan ancak imanla çıkar. Dünyada ancak İslam’la yaşar. Kıyâmet günü de ancak ebrar (iyi kullar)ile haşrolur.”(Seyyid Ali Zâde, Şerhu Şir‛ati’l-İslâm, sh:133)

Recebin ilk cuma gecesi bu gecedir. Sakın onun namazından gâfil olmayın. Bu namazı kılana bir dahaki sene bu geceye kadar Allâh-u Te‛âlâbütün melekleriyle feyiz yağdırıyor. Bir senelik feyzi garantilediniz inşâallâh. Allâh-u Te‛âlâboynumuzu kulluğunun boyunduruğundan çıkarmasın inşâallâh.

Peki “Arş’ın Rabbi kime salât ederse” ne demek! Bir sene salât alacağız inşâallâh. Muhammed Mustafası’na salât eden Allâh-u Te‛âlâbize de o rahmetten ulaştıracak. Salât o demek. Dünyadan ancak imanla çıkacağız inşâallâh. Dünyada ancak İslam ile yaşayacağız inşâallâh. Kıyâmette de mahşerde de ancak dostlarla haşrolacağız inşâallâh.

Bu namazı kılmak lazım mı?! Allâh-u Te‛âlâniyet edip kılmak isteyenleri de bu müjdelere nâil eylesin. Âmîn! Mâzur olup kılamayan aynı kılmış gibidir.

«نِيَّةُ الْمُؤْمِنِ خَيْرٌ مِنْ عَمَلِهِ.»

Müminin niyeti amelinden hayırlıdır. Çünkü fırsat bulsalardı kılacaklardı. Allâh-u Te‛âlâonları mahrum eder mi?! Etmez. Şânımdan değildir cimrilik etmem” Allâh buyuruyor. Bir de mâzur olup kılamayanlar üzülürler, üzülen ise kat kat mükâfat alacak inşâallâh.

Efendi kardeşlerim bu mübarek Receb ayı duaların da, bedduaların da kabul olunduğu mübarek bir ay olması hasebiyle bu gece duaları tutturacağız inşâallâh. Bedduaları da din düşmanlarına tutturacağız. Beddua da etmeye hakkımız var. Muhammed Mustafa (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)o kadar çok darlandı ki Mekke müşriklerine bedduasında:

«اَللّٰهُمَّ اجْعَلْهَا عَلَيْهِمْ كَسِنِّي يُوسُفَ.»

“Ya Rabbi! Yûsuf (Aleyhisselâm)ın kıtlık seneleri gibi onları aç susuz bırak” dedi. Onun bedduasıyla öyle kuraklık oldu ki pisliklerini yediler, kanları, irinleri yediler. Allâh-u Te‛âlâKur’ân-ı Kerîm’deki şu âyet-i kerîmesiyle bundan bahsetmektedir:

﴿وَضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلًا قَرْيَةً كَانَتْ أٰمِنَةً مُطْمَئِنَّةً يَأْتِيهَا رِزْقُهَا رَغَدًا مِنْ كُلِّ مَكَانٍ فَكَفَرَتْ بِأَنْعُمِ اللّٰهِ فَأَذَاقَهَا اللّٰهُ لِبَاسَ الْجُوعِ وَالْخَوْفِ بِمَا كَانُوا يَصْنَعُونَ﴾

“Allâh (kendilerine nimetler ihsan eden velînimetlerini inkar eden ve böylece azaba müstehak olan toplumlara ibret olsun diye) bir memleketi örnek olmak üzere açıklamıştır ki, orası güvenli ve pek sakin bir yerdi.

(Etrafında bulunan) her yerden rız(ı)k(lar)ı oraya bolca gelmekteydi. Fakat o(rada yaşayanlar), Allâh’ın (bunca) nimetlerine nankörlük yaptı(lar) da böylece Allâh, sürekli sanat haline getirmekte bulunmuş oldukları (inkar ve nankörlük gibi) şeyler nedeniyle on(un halkın)a açlık ve korku(yu) elbise (gibi giydirip onların işkence)sini (kendilerine) tattırdı.” (Nahl Sûresi:112)

Müfessirlerin ekserisine göre örnek verilen bu karye Mekke-i Mükerreme’dir.

Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)bir bedduasında da:

«اَللّٰهُمَّ اْشُدْدُ وَطْأَتَكَ عَلٰى مُضَرَ.»

“Beni tekzip eden, beni memleketimden sürgün edenleri yakalamanı şiddetli eyle yâ Rabbi”dedi. Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in de bedduası var, ne beddualar etti. Kimine “Yâ Rabbi buna bir köpeğini musallat et” dedi onu aslan yedi. Ne beddualar yaptı. Tabi din düşmanları var. Bu din düşmanları dünyada Müslümanlara kan kusturuyor. Ama bu haram ay hürmetine bu gece dualar tutacak inşâallâh.

Nitekim Ömer(Radıyallâhu Anh)kör ve topal bir adamın durumunu incelediğinde, Büraykisimli bir kişinin bedduasına çarpıldığını işitince, o şahsı çağırtarak durumu sorduğunda, o şöyle anlattı:

“Sabğâoğulları denen kişiler on iki şahıs olup, câhiliyet devrinde benim komşumdular. Malımı yiyip, bana eziyette bulundular. Ben kendilerini akrabalık hakkı için Allâh-u Te‛âlâ’ya saldımsa da vazgeçmediler. Ben de haram ay gelinceye kadar kendilerine mühlet verip o vakit bedduada bulundum. Bir sene geçmeden tek tek helâk oldular. Bu da gördüğün gibi kör ve topal bir halde kaldı.”

Bunu duyan Ömer (Radıyallâhu Anh):

«سُبْحَانَ اللّٰهِ! إِنَّ فِي هٰذَا لَعِبَرًا وَعَجَبًا.»

“Sübhânellâh! Gerçekten bunda ne büyük ibretler ve acayip dersler var” buyurdu.

O sırada bir başkası, Huzâ‛a kabîlesinden bir takımlarının, içlerinden birine çok büyük zulümlerde bulunduklarını, onun da haram ayı bekleyerek kendilerine beddua ettiğini ve bu kişiler bir su havzasında bulunuyorlarken, heye-lan altında kalıp o yerin kendilerine mezar oldu-ğunu haber verince Ömer (Radıyallâhu Anh)yine:

«سُبْحَانَ اللّٰهِ! إِنَّ فِي هٰذَا لَعِبْرَةً وَعَجَبًا.»

“Sübhânellâh! Şüphesiz ki bunda elbette büyük bir ibret ve hayret verici ders vardır”diyerek şaşkınlığını gizleyemedi. Derken bir başkası, Hüzeyl kabîlesinden bir şahsın, Müemmiloğulları tarafından büyük haksızlıklara maruz bırakıldığını anlattı.

O da, içlerinden bu zulme katılmayan Rabah isimli bir kişiyi istisna edip, diğerlerinin tümüne haram ayda bedduada bulunduğunu ve bu kişilerin bir dağın dibinde bulunuyorlarken, dağdan yuvarlanan bir kaya sebebiyle tek tek ezildiklerini, ancak Rabah’ın bu felaketten kurtulduğunu bildirince bu, Ömer (Radıyallâhu Anh)ın şaşkınlığını bir kat daha artırdı.

Bir de Kenzü’l-Arş duası var ki geçen hafta size yazdım, “Receb-i Şerîf Risalesi”nin yeni baskısının 44. sayfasında, tabi ki rivayet 37. sayfadan başlıyor. Rasûlüllâh(Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem): Hangi bir sıkıntılı bu duayı yaparsa mutlaka Allâh onun ne derdi varsa açacak” buyurdu.

Sizin de var mı derdiniz? “Dertsiz olan âdemi, sayma onu âdemi.” Adamın derdi yoksa zaten adam değil. Adam gelip Efendi Hazretleri’ne “Bana dua et bir derdim var” deyince Efendi Hazretleri “Ne mutlu sana, bir derdin var, benim bin derdim var” derdi. Adamda ne isteyeceğini şaşırdı. Yâhu bir dertle ne olur?! Ama hepinizin bir derdi var, birisi evlenemez, kimisi iş bulamaz, kimisinin karısı huysuz, kimisinin çocuğu aksi, kiminin kocası berbat, sıkıntıda olan kadınlar da var. Ne olacak? Herkesin bir derdi var; kimisi fakir, kimisi borçlu, kimisi tehdit almış korkuda, kimisi işinden atılacak, hepinizin derdi var, benim derdim zaten ortada ama Allâh bu gece giderecek inşâallâh.

Bu duaya sımsıkı sarılın ve yapışın. Bu dua Arş hazinelerinden bir hazinedir, Allâh size bu hazineyi nasip etti bu gece inşaallah ne istiyorsanız yalnız günah istemeyin, haksız yere bir adama beddua etmeyin ancak size zulüm eden varsa, size eziyet eden varsa, bana eziyet eden varsa, kimse, hangi yetkiliyse, hangi uydurukçu ise şerrinden kurtulmak için bu duayı kullanabilirsiniz ve hayırlı muratlarınız için, ne kederleriniz varsa kurtuluşunuz için bu duayla amel edersiniz inşâallâh. Herkes çoluğuna çocuğuna da öğretsin, eşine de okutsun, bu mübarek gecede, bu haram ayda Allâh-u Te‛âlâ’ya müracaat edelim inşâallâh.

Bazen Müslümanlar da zalim olabiliyor, hem ne biçim zalim, bu bana yapılan nedi, yapan kimdir, elbette Müslümanlardır. Ama Haccac-ı Zalim’den beter zalimler. Haccac adamı asardı, bunlar bıçaksız kestiler ama sonları da Haccac’dan beter olur dilerim.

Sa‛îd ibni Cübeyr (Radıyallâhu Anh)ı katlettikten sonra:

«لُحُومُ الْعُلَمَاءِ مَسْمُومَةٌ.»

“Ulemânın kanı zehirlidir” hükmün uğrayan Haccac-ı Zalim’i bir üşüme almış ve titreye titreye can vermiştir. Sa‛îd ibni Cübeyr duasında Haccac’ın son kurbanı olmayı istemiş, Allâh-u Te‛âlâda onun dileğini kabul etmiştir. Uyuyamıyor ve rüyalarına giren Sa‛îd ibni Cübeyr (Radıyallâhu Anh)ın sûreti ile sıçrıyordu. Bu hale ancak 15 gün dayanabildi.

İşte ben de o yüce Tâbi‛îSa‛îd ibni Cübeyr (Radıyallâhu Anh) gibi bu zalimlerin iftirasına uğrayan son Ehl-i Sünnet mensûbu olmayı Rabbimden diliyorum. Rabbim benden sonra artık bu müfterîlere bir Müslümana daha doğruyu konuştuğu için tuzak kuracak güç vermesin. Âmîn! Kuvvetli “Âmîn” deyin.

Allâh-u Te‛âlâ şerlileri bizden çeksin, kötü düşünenlerin şerrinden bizleri emin etsin, Allâh-u Te‛âlâ İslam’a ve Müslümanlara hayırlar takdir etsin. Bu şekilde dualarla bu geceyi ihya edelim ve duaya ağırlık verelim, çünkü bu öyle bir gecedir ki Enes (Radıyallâhu Anh)dan rivayete göre Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) bu gece hakkında şöyle buyurmuştur:

“Recebin ilk cuma gecesinden gâfil olmayın, çünkü o meleklerin, kendisine(rağbet edilecek bol bahşişler, hediyeler ve mükâfatlar anlamına gelen) ‘Reğâib’ ismini verdikleri bir gecedir. O gecenin üçte biri geçince, göklerde ve yerde bir melek bile kalmayıp hepsi Kâbe ve civarında toplanırlar.

O anda Allâh-u Te‛âlâ onlara bir tecellî ile muttalî olarak: ‘Ey Benim meleklerim! Benden dilediğinizi isteyin’ buyurur. Onlar da: ‘Senden dileğimiz, receb orucunu tutanları mağfiret etmendir (bağışlamandır)’ derler. Allâh-u Te‛âlâ da: ‘Muhakkak Ben bunu yaptım’ buyurur.”

(Hâfız Muhammed İbnü’n-Nâsır, Emâlî İbni’l-Husayn, Meclis no:14; Abdülkādir el-Geylânî, el-Ğunye, 1/331; Safûrî, Nüzhetü’l-mecâlis, 1/144; İbni Arrâk, Tenzîhü’ş-şerî‛a, Salât:50, 2/90-92; Zebîdî, İthâfü’s-sâde, 3/422-423; Zübdetü’l-vâ‛ızîn, el-Hobevî, Dürretü’n-nâsıhîn, sh:47)

Yani Receb’in ilk cuma gecesini sakın gafletle, ibadetsiz, duasız ve zikirsiz geçirmeyin. Bu öyle bir gecedir ki melekler bu geceye Reğâib gecesi diyor. Bu geceye bu ismi melekler taktı. Ne demek Reğâib? Bol bahşişler, hediyeler, atıyyeler, mükâfatlar yağacak inşâallâh. Bizler de bundan hissedar olacağız. Tabi buraya gelenler, namaz kılanlar ve dua edenler buna nâil olabilir. Ancak gecenin ihyası için mutlaka yatsı namazının farzını cemaatle kılmadan sakın biriniz çıkmayın, eğer çıkarsanız da başka bir câmide mutlaka cemaatle kılın,  büyük enayilik edersiniz. Çünkü Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)Müslim hadisinde: “Yatsının farzını cemaatle kılan yarı geceye kadar ayakta ibadet etmiş gibidir” buyuruyor.

Sabah namazının cemaatine de kavuşun. Yarın cuma sabahı. Siz her cuma sabahı burada toplanıyorsunuz, on dört secde var. Yarınki cuma başka bir cuma, Receb’in ilk cuması. Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem):

«مَا مِنْ صَلَاةٍ أَفْضَلُ مِنْ صَلَاةِ الصُّبْحِ يَوْمَ الْجُمُعَةِ فِي الْجَمَاعَةِ، مَا أَحْسَبُ مَنْ شَهِدَهَا مِنْكُمْ إِلَّا مَغْفُورًا لَهُ.»

Namazlar içinde cuma gününün sabah namazının cemaatle kılınmasından efdal bir namaz olamaz. Bir kişi o cemaatte günahkâr olarak bulunmaz” buyuruyor.

Öyle bir namazdır yarınki sabah. Her cuma sabahı öyledir ama yarın kandilin sabahı ve kandilin günü yarındır, gecesi önce gelir. Yarın bu mübarek gecenin günüdür. Sabahı da cemaatle kılarsanız tüm geceyi ayakta ibadet etmiş gibi sevap kazanıyorsunuz. Müslim hadisidir ve sahihtir. İnşâallâh sabah namazına mutlaka cemaate gelin. Buraya gelemezseniz diğer camilere cemaate çıkın. Ama mümkünse anlaşın buraya gelin benim hayırla tahliyem için on dört secdelerde buluşun inşâallâh. Allâh-u Te‛âlâsıhhat versin, kuvvet versin, ibadetine, zikrine, şükrüne karşı bize yardım etsin, Allâh-u Te‛âlânefsimizin şerrinden emin etsin, tembelliği, uyku halini bizden alsın gidersin, Allâh-u Te‛âlâtaatında zindelik versin, uyanıklık versin. Âmîn!

İnsanlar sabahlara kadar tepiniyor raynalar, leylalar, riynalar ne yerler. Oralardaki gürültünün, şarkının sesi vuruyor karşı tepelere. Sabahlara kadar adamlar tepişiyor, sabah 4-5’e kadar günaha devam. Allâh hidayet versin. Peki biz nasıl yoruluruz Allah’ın ibadetinde?! Millet cehenneme gitmek için bu kadar gayret gösteriyor, sen cennete gitmek için ne yapacaksın. Allâh-u Te‛âlâonların da kalbini bu tarafa döndürsün. Onlar da bizim kardeşlerimiz, Allâh-u Te‛âlâtevbe nasip etsin. Biz kimseye bedduacı değiliz ama kıymetini bilin. Allâh-u Te‛âlâsizi ilim meclisine buraya nasip etti elhamdülillâh.

Hazreti Ömer Efendimiz (Radıyallâhu Anh) mihraptan baktı, safları kontrol ederken ne mübarek çobandı o. Cemaatten birini göremedi “Felancayı göremiyorum nereye gitmiş?” diye sordu. “O kişi sabaha kadar uyumaz ibadet eder belki sabaha karşı uyku çöktü üzerine de cemaate gelemedi” dediler. “Eyvah! Keşke sabaha kadar uyusaydı da sabahın cemaatine gelseydi” buyurdu.

Onun için bu sabahın cemaati de çok önemlidir. Bu geceler, günler senede işte bir kere. Şimdi sen “Hoca Efendi! Bir kere diyorsun da senin de bir kerelerin bitmiyor yâhu. Şimdi diyeceksin 15. gece, 27. gece beraat gecesi, kadir gecesi, anamız ağladı” dersin. Ne anan ağladı, anana rahmet olsun, dünya âhiret anan da güldü baban da güldü. Ölülere kadar gidiyor bu hayırlar. Bu namazlarla, bu dualarla kabirler nur oluyor, azaplar kalkıyor.

Sizin ne kadar hayrınız varsa ümmete, millete inşâallâh. Ne belalar, ne zelzeleler, ne yeller, ne seller bu gece yapılan tespihlerle defolup gidecek inşâallâh. İstanbul üzerinden, vatanımızın, milletimizin üzerinden ne âfetler kalkacak bu namazla şimdi. Bakın geçen cuma ikindi vakti ne âfât oldu, Mevlâ o hali devam ettirse İstanbul’u kim kurtarabilir?! Allâh-u Te‛âlâbelâları dualarla reddediyor. Onun için yalvaranlardan olacağız inşâallâh.

Bu kadar bol bahşiş dağıtılırken, ikramiye verilirken adam almaz mı?! Şimdi “Hangi fabrikada, hangi iş yerinde bu gece sabaha kadar ikramiye var” deseler, adam sabaha kadar uyur mu?! Bir kilo, iki kilo bedava dağıtılacak et için kasapların önü kuyruk olmaz mı?! Bir pilav dağıtacaklar diye binlerce kişi birbirinin kafasını kırmıyor mu?! Görmüyor musunuz haberlerde?! Sana bu kadar bahşiş dağıtılacak hiç yatıp uyunur mu?!

Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)beyan ediyor: Gecenin üçte biri geçtiği zaman, birazdan işte üçte biri geçecek sekiz buçuk gibi akşam olur, on ikiden sonra felan bu başlıyor. Yedi kat gökte ve yedi kat yerde bir tane melek kalmaz, hepsi Kâbe ve civarında toplanacak.”

Şimdi siz “Yâ Hoca Efendi! O Kâbe’ye o kadar melek nasıl sığıyor ki?!” derdiniz. Melekler senin benim gibi yer kaplayan kesif varlıklar değil, onlar nûrânî oldukları için latif varlıklar. Bütün göğün ve yerin meleğini Allâh-u Te‛âlâoraya sığdırır. Çünkü onlar latif. Latif ne demek? Yoğunluğu yok. Yoğunluğu olmadığı için mesela senin yoğunluğun var mâşâallâh bir metre kareyi kaplıyorsun, bir metre kareyi kaplayınca da yandaki adamı sıkıştırıyorsun.

Ama şimdi buraya bir metre kareye bir milyon melek gelse kimse kimseye “Çekil oyana buyana” demez. Çünkü melekler latiftir. Allâh-u Te‛âlâbir tecelli eder meleklere: “Ey Benim meleklerim! İsteyin benden ne dilersiniz” buyurur. Yâhu melekler ne diyecek? “Yâ Rabbi! Kısırım çocuğum olmuyor” diyecek hali yok. Melekler “Yâ Rabbi! İşsizim param yok” diyecek hali de yok, “Karım huysuzluk yapıyor” diyecek hali de yok.

Ya Ne diyecek melekler? “Senden dileğimiz Receb’i oruçlu geçirenleri affedesin, bu geceyi ihya edenleri mağfiret edesin.” Allâh-u Te‛âlâda: “Ben muhakkak bu dileğinizi yerine getirdim” buyuracak. Yani bu gece melekler bizim için istiğfar edecek inşâallâh. Bugün oruçlu geçirdiniz elhamdülillâh, inşâallâh cuma ve cumartesiyi de eklerseniz, pazarı size tatil veririz, pazar yumulursunuz yemeklere somun pehlivanı gibi.

Şimdi milletin, ayından gününden haberi yok, arkadaş anlatıyordu, “Bir mesaj çektim kandil diye, adam da bana cevap yazdı ‘Allâh senden razı olsun, kandili bırak Receb ayına girdiğimden de haberim yoktu’ diyor.” Be adam kandil simidini de mi görmedin?! Kandil simidini gördü mü kandil mi diye hatırlıyor.

Şimdi minareleri de her dakika yakmaya başladılar, millet kandil mi nedir karıştırıyor. Ama bunlar unutulacak gece midir?! Bunu unutmayın, sakın hiçbiriniz gafil olmayın.

Bu gecenin en mühim bir özelliği de Muhammed Mustafamız (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in anne rahmine düştüğü gece. Anne rahmine düşmesi demek bütün dünyadaki putların yerlere düşmesi demektir. Tüsterî (Radıyallâhu Anh)  anlatıyor, Hatîb-i Bağdâdî rivayet ediyor: Receb’in ilk cuma gecesi (bu gece)Allâh-u Te‛âlâ Muhammed Mustafa (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)i annesinin mübarek karnında yaratmak dileyince cennetin bekçisi Rıdvan’a: ‘Firdevs-i Âlâ’nın tüm kapılarını ardına kadar açasın” diye emir buyurdu ve bir münadi göklerde ve yerlerde: ‘Hidayetçi, Arap ve Kureyşli olan Nebiyy-i Ümmî Muhammed Mustafa (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in kendisinden meydana geleceği gizli saklı nur bu gece annesi Âmine’nin rahmine yerleşecek ve orada yaratılması tamamlanıp müjdeci ve uyarıcı olarak insanlara peygamber olarak çıkacak”diye nida etti, işte bu nida bu gece geldi.

Ka‛bul Ahbar (Radıyallâhu Anh): “O gece dünyadaki bütün putlar ters yüz oldu” diye beyan ediyor.Bu mübarek gece bu günde dünyadaki bütün putlar ters yüz olsun.

 Kureyş kabilesi büyük kıtlık ve darlık içindeyken bu gecenin sabahı topraklar yeşillendi, ağaçlar ürünlerle yüklendi, her taraftan bolluklar, bereketler geldi, o yüzden bu seneye Fetih ve İbtihac senesi diye Allâh-u Te‛âlâ tarafından, kullar tarafından isimler verildi.

Allâh-u Te‛âlâ darlıklarımızı bu gece hürmetine açsın, kıtlıklarımızı açsın, sıkıntılarımızı açsın. Hepimizin evine, ocağına bolluk bereket versin, rızıklarımızı artırsın, helalinden merzuk etsin, haramlardan şüphelerden uzak etsin. Âmîn!

Bu mübarek gece Receb’in ilk cuma gecesi Reğâib gecesi. Kureyş’in bütün hayvanları, develeri, inekleri dile geldi. “Kâbe’nin Rabbine yemin olsun ki Muhammed anne rahmine düştü, O dünyanın güvencesidir ve halkın kandilidir” diye haykırdı. Hayvanlar aynı fasih lisanla bunu konuştu. Hayvanlar bile anladı da yine Ebû Cehil gibiler anlayamadı.

Tabi peygamberliğini ilan edene kadar aradan 40 sene geçti. Anne rahmine düştüğü geceden 40 sene sonra peygamber oldu. O arada çokları bu haberleri unuttu. Bu gece dünya krallarından her birinin tacı, tahtı tepe taklak tersine döndü. Şarkta yaşayan hayvanlar batı tarafındaki canlılara koşup sevinçli haberler verdi bu gece. Bu gece hiçbir mekân karanlıkta kalmayıp her tarafa nur girdi. Kâinatın efendisi Muhammed Mustafa (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)dünyaya geldi. Mevlid gecesi değil ama anne rahmine düşüşü doğumunun başlangıcı demektir. Dolayısıyla çok büyük önem arz etmektedir.

İblîs-i La‛în Şeytan Ebû Kubeys dağına çıktı. Şimdi kral saray yapmış oraya. Eskiden saray yapılmadan da gittiğimizde görürdük orayı hemen safa dağının üstünde. İblis oraya çıktı bütün şeytanlar başına toplandı, “Haberiniz olsun ey şeytanlar! Muhammed Mustafa anne rahmine yerleşti, Allâh onu keskin kılıçla gönderecek, bizim işimizi bitirecek” diye şeytan bas bas bağırdı.

İnşâallâhbu gece yine o rahmetlere vesile olsun, İblis’in şerrinden kurtulmamıza vasıta olsun inşâallâh. Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in keskin kılıcı yine iş görsün, Allâh küfrün kökünü kazısın ve şirkten eser bırakmasın inşâallâh.

Arkadaşlar yarınki gün cuma günü namazı var, cuma günkü bu namazı da 227. sayfada bulacaksınız. Seyyid Muhammed en-Nâzilî(Kaddesallâhu Sirrahû)nun beyanına göre; recebin ilk cuması öğle-ikindi arası dört rekat kılar ki, her rekatta bir Fâtiha, yedi Ayete’l-Kürsî, beşer kere de İhlâs ve Mu’avvizeteyn (Felak ve Nâs) Sûrelerini okur. Selam verdiğinde yirmi beş kere:

«لَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللّٰهِ الْعَلِيِّ الْعَظِيمِ الْكَبِيرِ الْمُتَعَالِ.»

“En üstün, en büyük ve en yüce Allâh-u Te‛âlâ’nın yardımı olmadan(hiçbir şeye) güç ve kuvvet yetmez” zikrini tekrarlar. Sonunda da:

«أَسْتَغْفِرُ اللّٰهَ وَأَتُوبُ إِلَيْهِ.»

“Allâh-u Te‛âlâ’dan af diliyor ve O’na tevbe ediyorum”diye on kere tevbe ve istiğfarda bulunur. (Muhammed en-Nâzılî, Hazînetü’l-esrar, sh:67)

Receb’in ilk cuma gününün namazıdır bu. Yarınki gün cumadan sonra öğle ikindi arası bu namazı da kılmak hepimize nasip olsun inşâallâh ve istiğfarlarımız bol olsun, bu aydaki istiğfarlar hakkında geniş mâlumatı risalemizin 267-275 sayfaları arasında bulabilirsiniz. Aman bu ayda istiğfarlara devam edelim. Nitekim Ali (Radıyallâhu Anh)ın rivayet ettiği bir hadîs-i şerîfte Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)şöyle buyurmuştur:“Receb ayında istiğfarı çok yapın. Zira onun her bir saatinde, Allâh-u Te‛âlâ’nın, cehennemden âzatlıları vardır.” (Safûrî, Nüzhetü’l- mecâlis, 1/140; Ahmed ibni Hicâzî, Tuhfetü’l-ihvan, sh:10)

Bu kitap el kitabınızdır her gün, her gece bakın. Bu gecenin ne namazı var, yarının ne orucu var, hangi vakitte ne tevbe var, ne istiğfar var yarınki günü mutlaka ilk on günün tespihi var. Yarınki günün tespihi var “Sübhânellâhi’l-Hayyi’l-Kayyûm” 100 kere çekersiniz inşâallâh. Cumadan sonra “Sübhânellâhi’l-azîm ve bihamdihi” 100 kere söylerseniz, kendinizin yüz bin, ana-babanızın yirmi dört bin günahı bağışlanır. Bunu cumanın peşine okursunuz inşâallâh.

270-271. sayfadaki istiğfarı sakın ihmal etmeyin, Receb’in istiğfarıdır. Nitekim İbni Abbâs (Radıyallâhu Anhümâ)dan rivayet edilen bir hadîs-i şerifte şöyle buyrulmuştur:“Her kim receb, şâbân ve ramazanda, öğlen ikindi arası:

«أَسْتَغْفِرُ اللّٰهَ الْعَظِيمَ الَّذِي لَا إِلٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيَّ الْقَيُّومَ وَأَتُوبُ إِلَيْهِ،
تَوْبَةَ عَبْدٍ ظَالِمٍ لِنَفْسِهِ لَا يَمْلِكُ لِنَفْسِهِ ضَرًّا وَلَا نَفْعًا وَلَا مَوْتًا وَلَا حَيَاةً وَلَا نُشُورًا.»

‘Kendisinden başka hiçbir ilah bulunmayan, Hayy ve Kayyûm olan O büyük Allâh-u Te‛âlâ’dan, mağfiret talep ederim. Kendisi hakkında ne bir zarara ne bir faydaya, ne ölüme, ne de yaşamaya ve ne de dirilmeye mâlik olmayan, (günahlar işleyerek) kendisine zulmetmiş bir kulun tevbesiyle, O’na tevbe ederim’ derse, Allâh-u Te‛âlâ (o kişinin sevap ve günahlarını yazmakla görevli) iki meleğe: ‘Bu kulun amel defterindeki günahlarıyla alâkalı yazıları yakın!’ diye vahyeder.” (Safûrî, Nüzhetü’l mecâlis, 1/140)

Böylece inşâallâh yarınki güne de mağfûren, günahlarımız affolunmuş olarak çıkarız.


TARAFIMA GÖNDERDİĞİNİZ BAZI MEKTUPLAR

Mektuplarınızdan ne dualar, salevatlar öğrendiğinizi, aynı benim gibi hale münasip hamd ve salevat cümleleri kurduğunuzu görüyorum ve çok seviniyorum. Fakat hâlâ “es-Selâmün” yazıyorsunuz, ayıp oluyor, ya “Selâmün” ya da “es-Selâmü” diyeceksiniz.

Tabi adet vechi üzere; hepiniz “Nasılsınız?” diye söze giriyorsunuz, nasıl olayım koğuşun birinin duvarına “Burası cezaevi, huzurevi değil” diye yazmışlar, anladınız herhalde. Gerçekten o kadar mektup geliyor ki ziyaretçilerden, derslerimden, yazılarımdan mektup okumaya bile vaktim kalmıyor, millet duvarlara “Vaktiniz geçmiyorsa saatinizi ileri alın” diye yazıyorlar ben ise her zaman olduğu gibi burada da vakit fukarasıyım.

Bir de bu mektuplara “Sayın” diye başlamanız hoşuma gitmiyor, bu kelime uydurukça, sanki “Ne sayarsanız sayın” gibi bir laf, onun yerine “Muhterem”, “Kıymetli”, “Değerli” gibi kelimeler kullanabilirsiniz, ben değerli biriyim diye değil ha birbirinize karşı böyle yapın, benim sade adımı yazsanız yeter.

İki haftadır okunmayan 10 sayfalık mektup alıntılarını Mustafa Hoca Efendi mutlaka okusun, çünkü onlarda sade mektup aktarımı yok, çok önemli konularda açıklamalarım var, Rabbim Hoca Efendi’nin saatine ve nefesine bereketler ihsan eylesin. Ben de canlı yayına yetişme telaşını iyi bilirim. Olmazsa 6:30’dan başlayın.

Bir de geçen gafta radyodaki yayında çok kesinti oldu, her cümle bölündü, Mustafa Hoca’nın konuşmasını kayda alıp radyo akşam namazından sonra versin, eğer Seyyid Hazretleri gelirse o zaman onun dersinden sonra yayınlansın, canlı yayınlansa da aynı gece mescitteki ders bitiminde tekrar yayınlansın. Geceniz mübarek olsun, cümlenizi Rabbime emanet ederim.

 

Facebook da Paylaş Paylaş  
27.09.2012 Perşembe Mektup
26.Numaralı Mektup
19 Temmuz 2012 - 25. Numaralı Mektup
11 Temmuz 2012 - 24.Numaralı Mektup
04 Temmuz 2012 - 23.Numaralı Mektup
28 Haziran 2012 - 22.Numaralı Mektup
21 Haziran 2012 - 21.Numaralı Mektup
14 Haziran 2012 - 20.Numaralı Mektup
07 Haziran 2012 - 19.Numaralı Mektup
31 Mayıs 2012 - 18.Numaralı Mektup
SOHBETLER SORU CEVAPLAR